Kayıtlar

O Gerçekten ihtiyacın mı?

Resim
  8 Cemaziye’lâhir 1435 / Salı Eski dönem insanlarına baktığımızda, günümüz insanlarına göre daha mutlu olmalarının sebebinin ihtiyaçlarının az olması olduğunu görüyoruz. Yani bir evi, mevcut bir işi olduktan sonra teferruat istekleri olmuyor. Hayatlarına da tevekkül eklendikten sonra fevkalade mutlu olarak yaşıyorlar.  Hatta tevekkül seviyeleri, bugün bulduklarında yarını düşünmemeye kadar gidiyor. Günümüz insanlarıyla eski dönem insanlarını kıyas edersek, o dönem ihtiyaç iki veya üç iken, şimdi yirmi veya otuzdur.  Dolayısıyla ihtiyacı bu kadar çok olan bir asırda dünyaya gelen bizler nasıl maddi olarak feraha erebiliriz ki?  Şu maddiyatçı asırda nasıl mutlu olabiliriz ki? Kendimize şu suali soralım: Bizim şu an ihtiyaç olarak gördüğümüz gerçekten bir ihtiyaç mıdır? Yoksa biz onu zarurî bir ihtiyaç olarak mı kabul ediyoruz? Yani suali biraz daha açacak olursak: İhtiyaç zannettiğimiz herhangi bir modaya uyum sağlamaz isek, hayatımızda o moda olmasa bizim için bir so...

Deliyi Allah Korur

Resim
          Dönüp dolaşıyor, bir şekilde konu, bütün kâinatın hizmet ettiği asıl meyvesi olan insana geliyor. Nasıl gelmesin ki; etrafımızda dönen bu kadar olağanüstü olayın hakikatine nüfuz edip tahlilini yapabilecek tek varlık insandır.          Geçmişte yaşadığı olayları sanki şu an yaşıyormuş gibi hüzünlenen, geleceği bilmediği için her an tedirginlik duygusu taşıyan insandan başka hangi varlıktır? Kilometrelerce ötede herhangi bir varlığın enin edip acı çekmesine fevkalâde üzülüp nâlân eden insandan başka hangi varlıktır?                 Hele o muhtaç olana elini uzatamıyor, ona yardım edemiyorsa bu, büsbütün duygusal bir helâk sebebidir. Bunların tek sorumlusu bana akıl gibi geliyor. Bazen “Bu akıl başa belâdır.” demekten kendimi alamıyorum.                   Bir gün, aklî dengesi yerinde olmayan birinden “Deliyi Allah korur.” diye bir söz işit...

Merhametten Maraz mı Doğar

Resim
– Rebiulevvel 14,1442/Cumartesi Merhametli olduğun için hata yaptığını hissettiğin oluyor mu? Bende oluyor. “Acaba nerede hata yapıyorum?” diyorsun. Beklenmedik sadakatsizlik bir kenara, zaten sana ihaneti, nankörlüğü muhakkak. Sen, kaderin ram edip tutsak ettiği, ona da mutlak hürriyet bahşedildiği insan mıdır? diyerek kadere dehşetli sualler soruyorsun. Ardı arkası kesilmeyeceğini zannettiğin sualler ya bitiyor ya da bir ezan sesi, sualleri bölmek suretiyle seni ilahî meşke davet ediyor. Sen icabet ettiğinde, o kesif zifiri karanlığı yararak seni bir tefekküre sevk ediyor. Diyor ki: “Geçmişine bak, bu yaşına kadar nasıl geldin?” Sen de bakıyorsun: Bir an-ı seyyale, sanki göz açıp kapayıncaya kadar kısa… Diyor ki: “Geleceğine bak, nasıl devam edecek?” Sen de bakıyorsun: O kadar uzun geliyor ki sanki asırlara sığmayacak… Bu cevapların hangisi doğru? Ne geçmiş bu kadar kısadır ne de gelecek o kadar uzundur. İşte mesele, bu küçük tefekkürde olduğu gibi bakış açısını genişletip nazarları ...

In Times of Hardship…

Resim
Rabi‘ al-Awwal 3, 1443 In times of distress and turmoil, we feel a greater need for consolation than ever before. Compared to other times, we act less rationally, seeking reasons of the heart in an effort to loosen the noose of affliction—and in doing so, we are actually doing what is right. If sorrowful matters are constantly analyzed through pure reason, not only does the desire and enthusiasm to act diminish, but it may also lead to deep and difficult-to-repair damage, even to the point of losing mental balance. There is a common saying among people: “It must be for the best.” Though it may sound ordinary and is often repeated, this expression carries a profound truth. It holds dimensions that are spiritual, social, and psychological.   Let us examine ourselves in times of hardship. We come to realize—by living through it—that our spiritual side becomes more refined, that we are in need of divine power, and more precisely, that we are weak and dependent. Especially in such ...

Sıkıntılı Zamanlar da

Resim
Rabiülevvel 3, 1443            Sıkıntılı ve buhranlı zamanlarda teselliye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyarız. Sair zamanlara kıyasla daha az akılcı davranır, kalbî sebepler arayarak musibet kemendini gevşetme çabasında oluruz ve en doğrusunu yapıyoruz. Sürekli hazin meseleler akılcı yönle tahlil edilirse, hamle yapma isteği, şevki kırıldığı gibi, aklî muvazeneyi kaybetmeye kadar tamiri çok zor tahribata sebep olunur.           Hani halk arasında “hayırlısı bu imiş” denilen bir darb-ı mesel vardır. Bu, herkesin ağzında olan, sıradan gibi görünen bu tabir, öyle bir hakikat yükünü yüklenmiştir ki hem imanî hem içtimaî yani sosyal hem de psikolojik yöne sahiptir.          Kendimizi sıkıntılı olduğumuz zamanlarda yoklayalım. Ruhî yönümüzün daha inceldiğini, ilahî kudrete ihtiyacımız olduğunu, daha doğrusu âciz olduğumuzu yaşayarak öğrenir, anlarız. Özellikle o dönemlerde yapılan ibadetin ayrı bir lezzeti ...

The Silent Strength of Gratitude: A Story That Inspires

Resim
  Lead Paragraph: In a world full of countless lives and untold struggles, it’s easy to feel insignificant or overwhelmed. Yet, sometimes, a single story can remind us of the power of patience, humility, and gratitude. This is the story of an elderly man who, despite his hardships, teaches a profound lesson about life and trust in God. 19 Safer 1442 We are part of a life in which, within the blessing of existence, there are countless lives. While this world is but a point in the universe, a human being is a point in relation to the world. Even each person, compared to others, lives a unique life. Who knows which oppressed soul shed tears for their troubles last night? Who knows, as you read this, which person was filled with joy by some good news? As we approach the mid-twenties of our lives since birth (well, now over thirty), looking back, when asked what has propelled me forward in this life, I honestly see very little. A rather ordinary life, mostly filled with sorrow, confront...

Herzelerinden Bıkarsın

Resim
  –  Safer 28, 14 42/Perşembe  “Hangi hata hezimet, hangisi muvaffakiyet; ayırt etmek o kadar zor ki, zaten birbirini izleyen olaylar sonunda ancak anlaşılabiliyor.” Herzelerinden bıkarsan, her hata sonunda başa dönmekten dahi bıkarsın. Oysa ne emellerle meşbu (dolu) iken, olmaması gerekenin olması ile tekrar başa dönmekten bizarsın. Bir müddet bekler, tâkat bulursan “ha gayret” der, tekrar ayaklanırsın; çünkü hâlâ yarından haberdar değilsin, ümit varsın. Gaybı bilmemenin cesaretine haizsin. Yarının başka olacağı ümidiyle yeni çareler arama uğraşındasın ve doğru yoldasın. Yeni metotlarla yola çıkarken, sendeki eksikliği bir başkasında tam görürsen, onu tam sanmakla kalmayıp ülfet yağmuruyla sırılsıklam sanırsın. Hâlbuki onun da senden farkı yoktur; o da bezgin güruhundandır. Kim bilir, o da hangi makamın derdiyle âlûde, nevbahar bekçisidir. Sonra bir tohumun filizlenip neşv ü nema bulması gibi küçük bir adım atar, fakat buna bahar kadar sevinirsin. Bu bahar humarıyla sarh...