O Gerçekten ihtiyacın mı?
8 Cemaziye’lâhir 1435 / Salı
Eski dönem insanlarına baktığımızda, günümüz insanlarına göre daha mutlu olmalarının sebebinin ihtiyaçlarının az olması olduğunu görüyoruz.
Yani bir evi, mevcut bir işi olduktan sonra teferruat istekleri olmuyor. Hayatlarına da tevekkül eklendikten sonra fevkalade mutlu olarak yaşıyorlar.
Hatta tevekkül seviyeleri, bugün bulduklarında yarını düşünmemeye kadar gidiyor.
Günümüz insanlarıyla eski dönem insanlarını kıyas edersek, o dönem ihtiyaç iki veya üç iken, şimdi yirmi veya otuzdur.
Dolayısıyla ihtiyacı bu kadar çok olan bir asırda dünyaya gelen bizler nasıl maddi olarak feraha erebiliriz ki?
Şu maddiyatçı asırda nasıl mutlu olabiliriz ki?
Kendimize şu suali soralım:
Bizim şu an ihtiyaç olarak gördüğümüz gerçekten bir ihtiyaç mıdır?
Yoksa biz onu zarurî bir ihtiyaç olarak mı kabul ediyoruz?
Yani suali biraz daha açacak olursak: İhtiyaç zannettiğimiz herhangi bir modaya uyum sağlamaz isek, hayatımızda o moda olmasa bizim için bir son mu olur?
Her yıl oturma grubunu değiştirmezsek dünyanın sonu mu gelir? Her gördüğümüz kıyafeti, sanki ilahî buyruğa mazhar olmuş gibi ittiba edip satın almak zorunda mıyız?
Kesinlikle hayır…
Sistem bizi reklam sağanağında öylesine sırılsıklam ediyor ki, zihnimizi, kulaklarımızı jurnal ve propagandasıyla öyle dolduruyor ki; sıradan bir arzuyu zarurî bir ihtiyaç seviyesine getirip “bu, lâzıme-i zarûriyedendir” dedirtiyor.
Hele çoğunluk bir modaya uyuyorsa, uymayan sen anormal insan sınıfına alınıyorsun.
Bu, başımıza öyle bir belayı sardı ki insanları haris, yani hırslı varlıklar hâline getirip yarış atı gibi “daha fazlası” diyerek çalışmaya sevk etti.
Komşunun hâlinden habersiz vaziyete getirdi. Akraba-i taallukat, eş dosttan bizi ayırdı.
Bence bu meselenin en tehlikeli yönü şudur: Her insan, her istediğini alacak maddi güce sahip olmayabilir.
Ama almak da istiyorsa, bu yolda rüşvet, hırsızlık ve türlü ahlaksızlıklara sapabilir.
Çare-i yegânenin şu olduğunu düşünüyorum: Eminim ki şu an gardırobumuza bakıp iki üç yıl hiçbir şey almasak, mevcut olan kıyafet bize kâfi gelir.
Mevcut mobilyalar on yıl—belki de daha fazla—özenli bir şekilde kullanılsa, hiç yenisini aratmaz.
Belki eskidiğinden değiştirilir; modaya mugayir, yani uymadığından değiştirmeye hiç gerek yoktur.
Misaller çoğaltılabilir; siz kendi hayatınızdan kıyas ediniz. Aslında ihtiyaç olmayıp zarurî ihtiyaç mesabesinde gördüğümüz daha neler var?
Ahlaksızlıkta yarışıp “marjinaliz” diyenlerin kulakları çınlasın.
Eğer samimi iseler, bu konuda marjinal olsunlar.
Her ferdi bu konuda marjinal olmaya davet ediyorum.
Bizi kaz gibi yolmalarına izin mi vereceğiz?
Velhasıl; insan doyumsuz varlıktır, doymaz.
Hangi konu olursa olsun, kendimize “sana bu kadarı kâfidir” demezsek isteklerine yetişemeyiz.
Katiyen modanın derdi bitmez. Rüzgâr önündeki yaprak gibi istediği tarafayönelen, sürekli değişen ve bir başkasının icadı olan modaya tâbi olan değil; kendimizin olan, sağlam, değişmeyen karakterimizin modasına tâbi olmalıyız

Yorumlar
Yorum Gönder